Redux Redux İncelemesi: Çoklu Evrenler ve Zaman Döngüsünün Karanlık Kesişimi
- Faruk KALAFATCI - Film & Dizi Editörü

- 21 Şub
- 3 dakikada okunur

Son yıllarda sinema ve televizyon dünyasında "çoklu evren" (multiverse) konseptinin adeta altın çağını yaşadığını söylemek yanlış olmaz. Fringe, Rick and Morty, Spider-Man: Into the Spider-Verse ve Doctor Strange in the Multiverse of Madness gibi yapımlar, alternatif gerçeklikleri genellikle kayıpla başa çıkma ve yas tutma aracı olarak kullandı. Ancak, düşük bütçeli bağımsız bir bilimkurgu gerilim filmi olan Redux Redux, bu tanıdık temayı alıp bambaşka bir seviyeye taşıyor.
Cobra Kai ve American Vandal gibi yapımlardan tanıdığımız yazar-yönetmen kardeşler Kevin ve Matthew McManus, çoklu evren konseptini bir diğer popüler bilimkurgu teması olan "zaman döngüsü" (time-loop) ile harmanlayarak ortaya oldukça karanlık ve odaklanmış bir dram çıkarıyorlar.
Bitmek Bilmeyen Bir İntikam Yolculuğu
Hikayemiz, çoklu evrenler arası seyahatin tıpkı arabalarımızdan bahsettiğimiz kadar sıradan bir konu olduğu bir gerçeklikten gelen Irene (Michaela McManus) etrafında şekilleniyor. Irene’in genç kızı bir seri katil tarafından vahşice öldürülmüştür. Kızının hala hayatta olduğu bir gerçeklik bulmak umuduyla yola çıkan acılı anne, filmin türe getirdiği en cesur yenilikle karşımıza çıkıyor: Irene, hayal kırıklıklarını ağlayan bir anne profili çizerek değil, her gittiği evrende kızının katilini tekrar ve tekrar bularak vahşice öldüren bir seri katile dönüşerek atlatmaya çalışıyor.
Film başladığında Irene bu rutini çok uzun zamandır yapmaktadır. Tıpkı 2020 yapımı Palm Springs filminde Andy Samberg'in karakterinin 40 yıllık zaman döngüsünden sonra hissettiği o bıkkın ve alaycı ruh haline sahiptir. Süreci tamamen otomatiğe bağlanmıştır: Yeni bir evrene atla, iri yarı aşçı Neville'i (Jeremy Holm) bul, evine girip o ürkütücü saç koleksiyonunu kontrol ederek kızının katili olduğunu teyit et, onu öldür ve bir sonraki evrene geç.

Nihilistik Yalnızlık ve Bağ Kurma Çabası
Zaman döngüsü ve çoklu evren hikayeleri, karakterlerin eylemlerinin sonuçları olmadığı için genellikle nihilistik bir boşluk hissi yaratır. Irene, bu yalnızlığını kırmak için her evrende yas destek toplantılarının kapısında Jonathan (Jim Cummings) adında bir adamla tanışmayı rutin haline getirmiştir. İkili bir şeyler içer, acılarını paylaşır ve arabada birlikte olurlar. Jonathan, Irene’in en düşük anlarında tutunduğu daldır; ancak trajik olan şudur ki, Jonathan onu her gördüğünde sadece bir yabancı olarak algılar.
Irene'in evrenler arası tek kişilik cinayet serisi, Neville’in evlerinden birinde sıradışı bir durumla karşılaşmasıyla kesintiye uğrar. Henüz Neville tarafından öldürülmemiş, kaçırılmış bir genç kız olan Mia (Stella Marcus) ile karşılaşır. Isırmaya meyilli, adeta vahşi bir kaçak olan Mia, Irene’in Neville’i öldürme planını anladığında adaleti sağlamak için ona katılmak ister. Aralarındaki ilişki zaman zaman tahmin edilebilir olsa da, Mia’nın Irene'i o iyi bilinen rutininden çıkmaya zorlaması, iki oyuncunun harika kimyasıyla birleşerek filmin ritmini yükseltiyor.
Çoklu Evrenlerin "Araf" Hali: Filmin Artıları ve Eksileri
Çoklu evrenleri işleyen çoğu bilimkurgu hikayesi devasa görsel şölenlere ve dünyamızın tamamen farklı versiyonlarına odaklanırken, Redux Redux izleyiciye bir zaman döngüsünde sıkışıp kalmışlık hissi veriyor. Çünkü Irene’in atladığı her evrendeki değişiklikler zar zor fark ediliyor. Film, sonsuz dünyaların olasılıklarıyla oynamak yerine; benzin istasyonları, otoparklar, terk edilmiş evler ve köhne moteller gibi araf benzeri (liminal) mekanlarda sürüklenme hissini mükemmel yansıtıyor.
Hatta filmin en çılgın sahnelerinden birinde Irene'in, evren atlama makinesi için parçalar bulmak adına diğer gezginlerle pazarlık yaptığını görüyoruz. Bu sahne, kendi başına bambaşka bir filmin temelini oluşturabilecek bir yeraltı ekonomisini ve iletişim ağını gözler önüne seriyor.

Filmin en iyi olduğu anlar:
Silah çatışmalarına ve kavgalara ara verip, tıpkı Russian Doll veya All You Need Is Kill gibi yas ve umutsuzluk temalarına odaklandığı anlar.
Irene'in, her evrende Jonathan'dan sigara istediği klasik açılış hamlesinin, Jonathan'ın sigarayı bıraktığı bir evrene denk gelmesiyle bozulması gibi ince detaylar.
Filmin tökezlediği noktalar:
Yönetmen McManus kardeşlerin, hikayenin alt metnine güvenmek yerine, ne olup bittiğini açıklayan hantal monologlara yer vermesi.
Irene’in insanlığını nasıl kaybettiğini uzun uzun anlatması (Halbuki Neville'i sistematik olarak öldürme şekli zaten bunu fazlasıyla kanıtlıyor).
Travma Döngüsünü Kırmak
Tüm kusurlarına rağmen Redux Redux, çoklu evren hikayelerini neyin bu kadar çekici yaptığını kanıtlıyor. Bu konsept, çizgi roman uyarlamalarında bir "geçiş hilesi" olarak fazlasıyla tüketilse de; hayatlarının daha iyi versiyonlarını arayan, pişmanlık dolu insanların kişisel ve ayakları yere basan hikayelerinde parlıyor.
Konfüçyüs'e atfedilen o meşhur söz der ki: "İntikam yolculuğuna çıkmadan önce iki mezar kazın." Irene, intikamını tekrar tekrar alırken sayısız mezar kazıyor ve her seferinde içten içe biraz daha ölüyor. Film, bir travma döngüsüne hapsolma hissini ve bu döngüyü kırıp gerçekten yeniden yaşamak için gereken cesareti resmetmekte son derece başarılı. Bağımsız bilimkurgu arayanların kesinlikle şans vermesi gereken, iz bırakan bir yapım.
Sinema ve dizi dünyasından en güncel gelişmeler için Filmler & Diziler sayfamızı ziyaret edin.
























































Yorumlar