28 Years Later'ın Zirvesinden Sonra Büyük Düşüş: "This Is Not a Test" Zombi Türünü Nasıl Geriye Götürdü?
- Faruk KALAFATCI - Film & Dizi Editörü

- 19 Şub
- 3 dakikada okunur

Son yedi ay içerisinde sinemaseverler, belki de tüm zamanların en iyi yapımları arasına adını yazdıracak iki muazzam zombi korku filmine tanıklık etti. 28 Years Later (28 Yıl Sonra) ve onun heyecan verici devam halkası 28 Years Later: The Bone Temple, bu klasik alt türe uzun zamandır hak ettiği o prestijli havayı yeniden kazandırmaya çalışırken, ne yazık ki hevesimiz kursağımızda kaldı. Karşımızda bizi aniden o eski, sıradan zombi cehennemine geri döndüren bir yapım var: This Is Not a Test.
Yönetmenliğini ve senaristliğini Adam MacDonald'ın üstlendiği, Courtney Summers'ın popüler genç yetişkin romanından uyarlanan film, kağıt üzerinde oldukça umut verici görünmesine rağmen, zombi türünün altın çağını yaşadığımız bu dönemde sınıfta kalıyor.
Zombi Türünün İnişli Çıkışlı Tarihi
Zombi alt türünün kötü filmler, zayıf televizyon dizileri ve binlerce tuhaf kostüm seçimiyle dolu olduğu bir sır değil. Bir yanda Robert Kirkman ve Tony Moore'un uzun soluklu çizgi roman serisinden uyarlanan ve tam 11 sezon boyunca kalitesi dalgalanarak devam eden The Walking Dead gibi devasa bir kültürel fenomen var. Bu dizi, zombileri ana akım popüler kültüre yeniden tanıtmış ve Pride and Prejudice and Zombies ya da Brad Pitt'in başrolünde oynadığı World War Z gibi büyük bütçeli işlere kapı aralamıştı.

Geçtiğimiz on yıl içinde ise türün standartlarını aşan, uluslararası sinemanın parlayan yıldızları Train to Busan ve One Cut of the Dead, tatil temalı müzikal Anna and the Apocalypse ve Jim Jarmusch imzalı absürt komedi The Dead Don't Die gibi çok özel işler izledik. Tam da 28 Years Later serisi ile bu yenilikçi rüzgarın devam ettiğini, zombi türünün radikal bir devrimin ortasında olduğunu düşünmeye başlamıştık ki, This Is Not a Test bize acı bir gerçeği hatırlattı: Ne kadar harika bir zombi filmi izlerseniz izleyin, sizi tekrar o bataklığa çekecek vasat bir yapım her zaman köşede bekliyordur.
"Dawn of the Dead", "The Breakfast Club" ile Buluşuyor... Ama Nasıl?
Aslında bu filmi sevmeyi gerçekten çok istemiştik. Terk edilmiş bir lisede barikat kurarak zombi kıyametinden sağ çıkmaya çalışan bir grup gencin hikayesi, fragmanıyla efsanevi Dawn of the Dead ile ikonik The Breakfast Club'ın harika bir harmanı olacağının sinyallerini veriyordu. Ancak işleyiş tamamen hayal kırıklığı.
Hikaye son derece formülsel ilerliyor ve senaryo, yaklaşan tüm sürprizleri o kadar önceden belli ediyor ki, aksiyonun içindeki tüm o gerilim hissi adeta buharlaşıp kayboluyor. Karakterlerin altı ise kesinlikle doldurulmamış.
Karanlık ve Çamurlu Bir Görsel Deneyim
Büyük bütçeli The Bone Temple'ın destansı görselliğini veya yine bir lise hayatta kalma hikayesi olan Anna and the Apocalypse'in canlı renklerini bir düşünün. This Is Not a Test, görsel anlamda da bu yapımların çok gerisinde kalıyor.

Film sanki bulanık ve çamurlu bir bardak suyun içinden çekilmiş gibi görünüyor. Her sahne sadece yetersiz aydınlatılmakla kalmamış, aynı zamanda yanlış ışıklandırma teknikleri kullanılmış hissiyatı veriyor. Yönetmenin karanlık ve ürkütücü bir atmosfer yaratma niyeti olduğu çok açık, ancak ortaya çıkan sonuç maalesef sadece "göz yoran bir bulanıklık" olmuş.
Olivia Holt ve Potansiyeli Harcanan Karakterler
Filmdeki genel hikaye eksikliği ve yüzeysel karakterler nedeniyle oyuncu kadrosunun bu açığı kapatma şansı ne yazık ki hiç yok. Başrolümüz Sloane Price karakterine hayat veren Olivia Holt (Cruel Summer) bile, film boyunca oturup kara kara düşünmekten başka pek bir şey yapamıyor.
Hikaye ilerledikçe Sloane'un travmatik geçmişini öğreniyoruz: İstismarcı bir baba ve evden aniden ayrılan, onu tüm bu şiddetle baş başa bırakan sevgili ablası... Dünyanın sonu geldiğinde Sloane'u, kendi yazdığı intihar notunu ve bileklerindeki damarları incelerken, küvetin içinde yatarken buluyoruz. Aslında kendi hayatına son vermeye hazır olan bu genç kadının, bir zombi salgını patlak verdiğinde hayatta kalma mücadelesine girişmesi inanılmaz derecede sürükleyici bir karakter gelişimi sunmalıydı.
Ancak Sloane'un hiçbir net büyüme veya hikaye yayı yok. Kasabasını istila eden ve koşan zombilerin aksine, o film boyunca hiçbir aciliyet veya yoğunluk hissi olmadan öylece geziniyor. Seyirci olarak kıyametten sağ çıkması için ana karaktere destek olma hissini içinizde bulamıyorsanız, ortada ciddi bir sorun var demektir. Tabii ki oyuncuyu suçlamak zor; zira elindeki malzeme ve senaryo fazlasıyla kısıtlı. Diğer sınıf arkadaşları da birey olarak öne çıkamayan, tamamen klişe tiplemelerden ibaret.

Lisede Kalan Bir Film
Keşke filmin inanılmaz zombi aksiyonlarına veya pratik efektlere yaslandığını söyleyebilseydik, ancak işin o kısmı da tamamen çiğ kalmış. Eğer This Is Not a Test, Zack Snyder'ın 2004 yapımı efsanevi Dawn of the Dead yeniden yapımına stüdyoların bir cevabı olarak 2005 yılında vizyona girmiş olsaydı, belki ona karşı çok daha hoşgörülü olabilirdik. O dönem zombi sineması için bambaşka bir dönemdi. Fakat aradan tam 20 yıl geçti.
Zombi korku alt türü artık büyüdü, olgunlaştı ve tabiri caizse üniversiteye gitti. This Is Not a Test gibi filmler ise ne yazık ki hala lisede sınıfta kalmaya devam ediyor.
Sinema ve dizi dünyasından en güncel gelişmeler için Filmler & Diziler sayfamızı ziyaret edin.
























































Yorumlar